
Gökkuşağının Çocukları
Çingene olmak isterdim bazen
Umursamadan şaşkın bakışları
İçimden geldiği gibi şarkı söylemek
Yol ortasında yalınayak dans etmek
En sevdiğim kazağın çingene pembesini almak,
Altına cırt yeşil fırfırlı bir etek giymek.
Modadan, uygunluktan nasibini almamış
Kılık kılık kıyafet yaratmak.
Koca koca güllü tokalar,
Ağzımda koca bir sakız,
Hanfendiliği düşünmeden
Alabildiğine balon şişirmek.
Kahkaha atarken sesimi kısmamak
Koca bir bonfileyi yemiş kadar mutlu olmak.
Kimi gece, aç da yatsam
Yarın bulduğumla yetinip
Dansıma devam etmek.
Çiçek satmak aşıklara
Çingene ağzıyla:
“Abey, alıversene şu sevdiceğine bir çiçek” demek.
Sonrada bakıp yüzlerine
Kocaman gülümsemek.
Bir çingene olmak isterdim bazen
Dışlanmışlığım için ağlayıp,
Hooop tekrar gülebilmek!
Takınıp en arsız tavrımı:
“Haydi bakayım be güzelim falına”
“Yoktur ben de yalan dolan” diyebilmek.
Bir çingene olmak isterdim bazen.
Hem ağlayıp kaderime,
Hem şükretmek özgürlüğüme.
Evren Bilgin
Çingene pembesi, çal çingene, çingene tarotu, çingene pazarlığı. Hayatımızın aslında içinde olan ama dışında tutmayı yeğlediğimiz insanlar; çingeneler...
Çöpleri karıştırıp içinden satıldığında para edenleri ayıklayan, motorlu taşıtlar için ayrılan yollarda at arabalarıyla trafiği tıkayan, yüzleri hep mahsun, gözleri hep düşünceli, genelde eğlendirerek, kalaycılık, bakırcılık yaparak, çiçek satarak veya çöp toplayarak geçimlerini sağlayan çingenelerin, birçok ülkede nasıl oluyorda ortak yaşam koşullarında ve geleneklerini yüzyıllardır bozmadan yaşadıkları hep merak edilmiştir.
Çingeneler tarih boyunca göçebe bir toplum olarak yaşadıklarından, içinde yaşadıkları toplumlar tarafından, yabani, hırsız, dilenci gibi sıfatlarla algılanmışlardır. Çingenelere uygulanan zulüm, baskı ve dışlamalar, hikayelere, şarkılara hatta filmlere konu olmuştur. Buna rağmen tüyler ürpertici zulümlere maruz kaldıkları yılları geride bırakarak, önyargıların üstesinden gelmek için çabalamışlar, kendilerini birçok ülkede kabul ettirmişlerdir.
Çingene toplumu bir klan toplumudur ve birbirlerine, dışarıya karşı daha güçlü olabilmek için son derece bağlıdırlar. Tüm dünyaya küçük topluluklar şeklinde yayılmış oldukları için, kültürlerinin devamını koruyabilmek amacıyla birbirlerini korumaları gerekmektedir.
Bugün bütün çingeneler, dünyaya etnik bir grup olduklarını kabul ettirebilmek için çaba göstermektedir.
Çingeneler yaygın bir şekilde klanlara ayrılımışlardır. Bir klan birbirine akraba olan veya tarihsel yakınlıkları olan ailelerin biraraya gelmesiyle oluşmaktadır. Klanlar fahri liderler tarafından yönetilmektedir. Genelde, siyasi hiçbir etkisi olmayan, kral yada kraliçe gibi ünvanları tercih etmektedirler. Bu ünvan ve organizyonel yapıları, çok dağınık bir şekilde yaşadıkları için ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir. En büyük ortak noktaları anadilleri olan Romancadır.
Çingenelerin kökenlerinin Kıbrıs olduğu gibi bir yargı vardır öyleki İngilizce “Cyprus” ve “Gypsies” kelimlerinin bu nedenle birbirine benzediği düşünülür. Ancak, çingenelerin dili Romanca ile Hint-Avrupa dil ailesi arasındaki ilişkiden yola çıkılarak, çingenelerin anavatanlarının Hindistan’ın kuzeybatı kesimleri olduğu keşfedilmiştir. Yaklaşık 500 yıldır Avrupa’da yaşayan çingenelerin anavatanları ancak 18. yy’in sonlarına doğru tespit edilebilmiştir. Çingeneler, 14. yüzyılda Balkanlara, 15. yüzyılda da Avrupa'ya yayılmışlardır. Çingenelerin, Hindistan'dan göçlerinin bir noktasında iki kola ayrıldıkları belirtilir. İlk kol, kuzeye yönelmiş, Kafkaslar, Karadeniz, Orta Avrupa, Balkanlar hattını izlemiştir. İkinci kol, Güneydoğu Anadolu, Irak, Suriye, Filistin, Mısır hattını izler. Geçtikleri hemen her yerde topluluğun bir bölümü kalmıştır. İstanbul, Trakya çingeneleri birinci kolun, Maraş, Antep, Adana civarında yaşayan çingeneler ise ikinci koldan göç edenlerin torunlarıdırlar.
Çingenelerin Avrupa’ya göç etmeleri Avrupalılarca yadırganmamış, fakat bir süre sonra Avrupalılar ile aralarında zıtlaşmalar başlamıştır. Bunun sonucunda, çingenelerin garip bir şekilde ortaya çıkışları, aykırı ve dışa kapalı yaşam biçimleri aşağılanmaya başlanmış ve bunlar, çingenelere yapılan zulmün yalnızca başlangıcını oluşturmuştur.
Çingeneler İspanya’da, 1492 yılında Hırıstiyanlık yeniden yayılana kadar, İslam kuralları altında özgürce yaşamışlardır. 1499-1783 yılları arasında bir düzineden fazla yasa çıkartılarak romanca konuşulması, çingene giysileri giyilmesi ve çingene yaşamını yansıtan her türlü özel şey çingeneleri sindirmek amacıyla yasaklanmıştır. Fransa’da, ilk resmi baskı, 1539 yılında, çingenelerin Paris’ten sürülmesi ile başlamıştır. 1563 yılında ise ölüm tehdidi ile İngiltere’den kovulmuşlardır. 17 yy.da birçok çingene, 1855 yılında özgürlüklerini alana kadar Maceristan ve Romanya’da köle olmaya
20. yy’da, 2. dünya savaşında, yaklaşık 400.000 çingene, Hitlerin Ari Irk düşüncesi ile Nazi toplama kamplarında öldürülmüştür. (Çingeneler, Nazım Alpman, sayfa 101-102)
Hintli bir çingene
Çingene toplumları en büyük farklılıkları dinlerinde göstermektedir. Genellikle yaşadıkları yere adapte olmuşlar ve o bölgenin yaygın dinini benimsemişlerdir. Yayıldıkları geniş alanları düşünürsek karşımıza, katolik, protestan, ortodoks ve müslüman birçok çingene çıkmaktadır.
Genelde aile merkezli olan çingeneler miraslarına ve atalarına son derece hayranlık duymaktadırlar. Evlilikleri, kişilerin kişisel tercihlerinden ve beğenilerinden ziyade, klanın ve ailelerin bağlarını güçlendirecek şekilde, genelde daha önceden ayarlanmış şekilde gerçekleşir. Ülkemizin doğu ve güneydoğu kesimlerinde halen devam etmekte olan başlık parası geleneği, çingenelerde de varlığını sürdürmektedir
Hem modern yaşama dahil olmak hem de kültürlerinin gücünü korumaya çalışmak, zaman zaman zorlandıkları konular arasında yer almaktadır. Bunun için mümkün olduğu kadar, bakırcılık, kalaycılık, nalcılık, eğlence, el sanatları, küçük ölçekli ticaret gibi geleneksel işlerde çalışmayı tercih etmektedirler.
Varlar, hem de milyonlarca... İstatistiki rakamlara göre Avrupa'da toplam olarak 7 milyon 101 bin 500 çingene yaşıyordu. Bu sayının yüzde 60'ı Balkan ülkelerinde bulunmaktadır.
Çingenelerin ülkelere göre dağılımı da oratalama olarak şöyledir: Romanya: 800 bin Bulgaristan: 800 bin Yugoslavya: 800 bin Çekoslovakya: 600 bin Macaristan: 500 bin Türkiye: 500 bin-1.000.000 arasıİspanya: 500 bin Rusyada: 260 bin Fransa: 250 bin
Günümüzde çingenelere karşı uygulanan baskı ve önyargılı tutum halen devam etmekte ise de, onların, insaüstü çabaları ve birbirlerine olan bağlılıkları ile kültürlerinin yok olmasına izin vermeyecekleri kesindir.