Tuesday, May 23, 2006
Yarışma Devam Ediyooor!
Bakıyorum da bizim millet yazı yazmaya karşı biraz çekimser davranıyor. Bunca yıllık yaşanmışlığınızda hiç mi sizi ölesiye güldüren birşeyler olmadı? Önemli olan paylaşmak sevgili arkadaşlarım. Birbirinden nefis tarifleri çok güzel yazıya döken mutfak bloğu sahipleri dostlarım. Haydi sarılın klavyeye! Komik birşeyler çiziktiriverin... İnanın hiç de zor değil.. Bakın birkaç çok komik yazı geldi.. Zaman daralıyor.. Kimse süpriz bir hediye almak istemiyor mu? Ayağınıza kadar kargo ile gelecek bir hediye?Haydi bekliyorum. ..
Thursday, May 04, 2006
Yarışma-Haydi Klavye Başına

Bir yarışma düzenliyorum!!!
Başından geçen komik bir olayı en güzel anlatana güzel bir hediyem olacak. Hediyenin ne olduğu sürpriz ama emin olun güzel bir şey! Hediyeyi ya da ödülü diyelim bence daha uygun, ancak yurtiçinde bir adrese gönderebileceğim için yurtdışından yarışmaya katılmak isteyen arkadaşlar burada bir adres vermek durumundalar.
KONU: Yarışmanın konusu serbest. Önemli olan başınızdan geçen komik bir olayı komik bir şekilde ve türkçeyi düzgün kullanarak anlatmanız. En iyi anlatan ve türkçeyi en doğru kullanan bir kişi yarışmayı kazanacak. Gelen yazıları ben değerlendireceğim ancak en çok oy alan yazıya da +1 bir puan vereceğim. Bu nedenle gelen yazılara oy vermek de önemli. Yazınızın uzun yada kısa olması hiç önemli değil. Eğer 5 cümleyle olayı anlatabiliyorsanız, düzgün ve Türkçe'ye uygun olması şartıyla hiç önemli değil 5 cümleyle anlatın. Yeter ki blog kardeşlerimize ve ziyaretçilerimize yabancı kelimelerin kirletmediği bir Türkçe ile keyifli bir ortam yaratalım. Amaç eğlenmek, eğlenirken birbirimizi tanımak. Bu arada uzun yıllar yurtdışında olup da Türkçeyi iyi kullanamayan sevgili dostlarım çekinmeyin lütfen. Yabancı kelimelerden arınmış olması yeterli yazacağınız yazının. Bu yüzden çekinmeden karalayın birşeyler!
SON KATILMA TARİHİ: Yarışma 12 Haziran da sona erecek.
Yarışmaya katılabilmek için yazılarınızı mesaj olarak buraya atmanız gerekmekte.
Haydi pamuk eller klavyeye.. Süre başladı..
Unutmadan bu yarışmaların devamı da gelecek!!!!
Bahar Yorgunluğu İlletinden Çektiklerim
Yorgunluktan beni yataktan spatulayla çıkarttıkları şu dönemdem nefret ediyorum. Yanımdaki değerli zat-ı muhteremimin de uykusu fena halde ağır oldundan kendimi spatula ile kazıma işi de bendenize düşüyor ki bu en zoru zaten. Şöyle soğuğundan bir tas suyu bocalayıverseler üstüme valla ona bile razıyım en azından şappadanak uyanırım. Ama yok, illede o saatin iğrenç melodisiyle uyanacan, göz kapakların açılmamak için direnecek sanki gece yatarken gece kremi yerine capon yapıştırıcısı sürmüşsün gibi, sonra biraz daha uyuyayım diye düşüneceksin. Keşke şimdi bir şey olsa da iş tatil olsa diye her gün aynı saçma düşüncelerini geçireceksin kafandan. Ama uyur kalırım korkusuyla sürüne sürüne kalkacaksın yataktan kafa önde, saçları hiç sormayın bit ayıklamak için karıştırılmış halde düğüm düğüm(ighh iğrenç ben şimdi kaşınmaya başlarım bit lafını duyunca), omuzlar çökük kamburumsu halde tuvaletin yolu tutulur. İllede çiş yapılır. Şu mesanenin dolmadığı bir gece var mıdır acaba? O kadar da yatmadan önce dikkat ederim çok su içmemeye ama sabahları her uyandığımda patlayacak durmumda olan bir mesane bulurum içimde. Hayır anlamadığım haftasonları sabah 11'lere kadar dişini skıan organ, nedense erken de kalksan hep dolu, hep dolu kardeşim. (Bula bula bugün uğraşacak zavallı mesaneyi mi buldun ya diye sormayın, kıllık işte, hem benim mesanem size ne uğraşırım uğraşmam!!Uğraşacağım işte!). Sonra klozete oturulur bir kaç dakika da orada kestirilir. Yani ben kestiririm. Klozetin duvara yakın olmasının böyle bir etkisi var işte. O, yataktan kalkarken önde olan kafa var ya o kafa, klozete oturunca illede yaslanacak bir yer arıyor ben de duvara yaslıyorum.. Hayır birgün uyuyup kalacağım sonra alacağım başıma belayı ama akıllanmıyorum işte. Neyse, sonra yüz yıkamak için lavaboya gelinir ve en soğuk haliyle su yüze vurulur. Yüz kurulanır ve ne giyeceğim derdine düşmek için gardrobun başına gelinir. Dakikalarca bön bön, sanki bu kıyafetleri ilk kez görüyormuşcasına bakılır. Hayır, zaten hepsi defalarca giyilmiş şeyler ne bakıyorsun ki akşam Hızır uğrayıp da sana son moda kıyafetler getirmedi ya? Dakiklarca öküzcülük oynadıktan sonra iki üç gün önce giyilen kıyafet çıkarılır ve giyilir. Gönül şöyle daha şık süslü püslü giyinmek ister, hatta akşam yatmadan evvel kendi kendine söz verilir, yarın farklı olayım diye ama sabahın uyuşukluğu ve havanın soğukluğu bahane edilir. Giyindikten sonra şu servise bineyim de kaldığım yerden uyumazsam ne olayım denir ama gel görki servise binince hayaller yıkılır. Çünkü servisin en gevezeleri gelmiş ve koyu ve bitip tükenmez sohbetlerine çoktan başlamışlardır bile.. Ne diyeyim.. Ben bu mevsim geçişlerini sevmiyorum işte, sevmiyorum...
Wednesday, May 03, 2006
Tansiyon Sürünüyor...
Yaklaşık bir saattir şirket doktorumuzun odasında yatıyorum. Baş dönmesi ve baş ağrısıyla zor attım kendimi doktorun odasına. Tansiyonum düşmüş 7.5'e. Bu dönmeler de doğal oluyor tabi bu kadar düşünce.. Biraz yatıracağım sizi dedi. Oda da buz gibi, doktorumuzdan ateş fışkırıyor sanki mübarek. Açmamış kaloriferi. Üşürüm ben dedim yatmayayım. Küçük bir battaniye çıkardı sardı beni, ayaklarımı da biraz yükseğe kaldırdı ve gözlerimi yumup uyumaya çalışmamı istedi. Vay be, ne keyif! Millet harıl harıl çalışırken ben uzatmışım ayaklarımı vurmuşum kafayı uyuyorum. Harbiden uyuyorum ama! Rüya bile gördüm abartmıyorum. Biraz zaman geçince bir bardak da tuzlu ayran geldi. Böylece tansiyonumu 11'e kadar yükseltmeyi başardık. Şimdi gayet iyiyim. Uyumaya çalışırken oğluşum geldi aklıma.."Ann ann del del " deyip elimden tutup çekiştirmesi. Çocuğa bir türlü "Anne" dedirtemiyorum ya çıldıracağım. Haspam babasına öyle güzel baba diyorki hayran kalırsınız. Bana gelince "Ann"! oğlumun diyorum "Ann" değil "An-neeee" inadına "Annnnnn" diyor bu kez sonunu uzata uzata.. 7-8 aylıkken ne güzel anne diyordu büyüdükçe değiştirdi, beni sinir edecek ya! Doğduğunda ve 1,5 yaşına kadar her gören ay Evren aynı sen diyorlardı şimdi özellikle benim anne-baba, döndü şimdi tıpkı babası Evren hiç alınma demiyorlar mı uyuz oluyorum. Elbette babasına benzemesi kötü bir şey değil, benim canım ciğerim sevgili eşim ama bana benzeyip dururken nerden çıktı şimdi bu babaya benzemeler anlam veremediğim için içten içe huysuzlanıyorum. Bu nasıl içten içe huysuzlanmak alenen yazıyorsun işte demeyin zaten sinirliyim aaaa! Babası da fena değil hani yakışıklı adam ama ne bileyim işte biraz paylaşamama sorunum var herhalde. Ya da bu zamana kadar herkes bana benzetiyordu ya, ben de alıştım ya, şimdi tersine dönünce garipsiyorum sanırım. Üstelik laf aramızda çocuk hala bana benziyor yav! Ama gelin görün bunu benimkilere anlatın:) Neyse sözü fazla uzatmayayım. İçimdekileri döküyorum, rahatlıyorum valla. Ne iyi ettim de yaptım bu siteyi oh elime sağlık. Bundan sonra tüm duygu ve düşüncelerim burada.
Sevgiler..
Sevgiler..
Tuesday, May 02, 2006
Merhaba

Bloğun ismine bakıp da sakın aldanmayın yemekle en ufak bir ilgisi yok olayın. Benim ailedeki yani kocamın dilindeki adımı terennüm ettim sadece o kadar. Bendeniz gün yüzü görmemiş peynir gibi bir ten rengine sahip olduğum için kendileri bana bu şekilde hitap etmekteler ve beni de iyi anlattığını düşündüğüm için kendimle ilgili yaşanmışlıkları anlatmak için bu ismi uygun gördüm. Teleme Peyniri! Bir de, bir kalıp peynir resmi buldum mu internetten profilimin resmi de oluşmuş olacak, ne güzel değil mi? Sevgili kocam nişanlılığımızda da beni böyle severdi, bir gün annemlerin yanında ağzından kaçırıverince " Teleme Peynirim" diye güzel bir komedi yaşanmıştı. Beyefendi hazretleri utancından salçalık kırmızı bibere dönmüştü de beyaz peynirin yanına pek de güzel yakışır közlenmiş hali bilirsiniz:)
Neyse efendim, burası kendimle ilgili şeyleri hafif matrak anlatmaya çalışacağım bir yer olacak. Dileyen gelip ziyaret edebilir, değerli yorumlarını bırakabilir. Ben hergün burada olacağım şimdilik hüdaya emanet olun derim.
Evren-Tuz ve Biber
Subscribe to:
Posts (Atom)