Arın dili hoş dili
kabuka=kaplumbağa
anne kidio=anne kimdi o?
del=gel
cubu=banyo
arca oka ditti=arca okula gitti
bubaa=kurbağa
bem=ben
bemim=benim
kabuka=kaplumbağa

Ben Seninle Varım Bir Bilsen
Aşağıda beni çok etkileyen bir şiir görüyorsunuz. Etkilenmemek mümkün değil zaten okuyunca. Çoğu zaman iş yorgunluğuyla eve döndüğümde hele evde beni bekleyen bir dolu ev işi de varsa bu ruh halinde oluyor ve Arca'yı oyalama taktikleri ile oyalayıp başımdan savıyordum. Bu şiir yeniden gözümü açtı. Artık elinde oyuncak yanıma gelip "anna oyun oyun" dediğinde "sonra oğlum" demiyorum. Elimdeki işi bırakıp onunla doyasıya oynayıp biraz daha geç yatmayı göze alıyorum. Hele akşamları, onu yatağına tek başına yatırıp uyumasını beklemeden odasından hemen çıkmıyorum artık. Birlikte yatağına girip bir masal okuyup doyasıya okşayıp öpüp kokladıktan sonra iyice uykuya yenik düşene kadar yanında kalıyorum. O da bundan öyle büyük bşr haz alıyor ki benşm yanında olduğumu görünce daha bir güvenli dalıyor uykuya ve arada bri gözünü açıp hala orada olup olmadığımı kontrol ediyor. Yanağını yanağıma dayayıp o şekilde uyuyor, öyle huzurlu oluyor ki o zaman. Çünkü o bir daha bu yaşlara geri dönmeyecek ve ben onun bu hallerini çok özleyeceğimi biliyorum. Şimdi onun o ipek tenini öpüp okşarken ileride sakallı cildini bu şekilde öpmeme izin vermeyeceğini biliyorum. "Of anne ben çocuk muyum beni böyle öpüyorsun" diyecektir büyük ihtimalle. Minik ayaklarını ellerimin arasına alıp gıdıklarken ileride 43 numara ayaklarına dokunamayacağım hele ellerimin arasına hiç alamayacağım. Bunları düşündükçe onunla sağlıklı ve verimli saatler geçirmenin herşeyden daha önemli olduğunu bu şiir bir kez daha hatırlattı bana. Hatta eşim dün akşam şiiri yazıcıdan bastırıp buzdolabının görebileceğimiz bir yerine asmış her zaman gözümüzün önünde olsun unutmayalım diye. Ne diyeyim, onlar bizim en değerli varlıklarımız ve yeteri kadar zaman ayırıp öpüp koklayarak yetişkinliğe ulaştıralım onları.. Sonradan keşke dememek için...
YETİŞKİN OĞLUMA
Ne ni:Deniz
Bizim ufaklık brikaç haftadır ayı tanıyor. Ayı derken hayvan olan ayıyı değil gökyüzündeki ayı:)

Bakıyorum da bizim millet yazı yazmaya karşı biraz çekimser davranıyor. Bunca yıllık yaşanmışlığınızda hiç mi sizi ölesiye güldüren birşeyler olmadı? Önemli olan paylaşmak sevgili arkadaşlarım. Birbirinden nefis tarifleri çok güzel yazıya döken mutfak bloğu sahipleri dostlarım. Haydi sarılın klavyeye! Komik birşeyler çiziktiriverin... İnanın hiç de zor değil.. Bakın birkaç çok komik yazı geldi.. Zaman daralıyor.. Kimse süpriz bir hediye almak istemiyor mu? Ayağınıza kadar kargo ile gelecek bir hediye?Haydi bekliyorum. ..

Yorgunluktan beni yataktan spatulayla çıkarttıkları şu dönemdem nefret ediyorum. Yanımdaki değerli zat-ı muhteremimin de uykusu fena halde ağır oldundan kendimi spatula ile kazıma işi de bendenize düşüyor ki bu en zoru zaten. Şöyle soğuğundan bir tas suyu bocalayıverseler üstüme valla ona bile razıyım en azından şappadanak uyanırım. Ama yok, illede o saatin iğrenç melodisiyle uyanacan, göz kapakların açılmamak için direnecek sanki gece yatarken gece kremi yerine capon yapıştırıcısı sürmüşsün gibi, sonra biraz daha uyuyayım diye düşüneceksin. Keşke şimdi bir şey olsa da iş tatil olsa diye her gün aynı saçma düşüncelerini geçireceksin kafandan. Ama uyur kalırım korkusuyla sürüne sürüne kalkacaksın yataktan kafa önde, saçları hiç sormayın bit ayıklamak için karıştırılmış halde düğüm düğüm(ighh iğrenç ben şimdi kaşınmaya başlarım bit lafını duyunca), omuzlar çökük kamburumsu halde tuvaletin yolu tutulur. İllede çiş yapılır. Şu mesanenin dolmadığı bir gece var mıdır acaba? O kadar da yatmadan önce dikkat ederim çok su içmemeye ama sabahları her uyandığımda patlayacak durmumda olan bir mesane bulurum içimde. Hayır anlamadığım haftasonları sabah 11'lere kadar dişini skıan organ, nedense erken de kalksan hep dolu, hep dolu kardeşim. (Bula bula bugün uğraşacak zavallı mesaneyi mi buldun ya diye sormayın, kıllık işte, hem benim mesanem size ne uğraşırım uğraşmam!!Uğraşacağım işte!). Sonra klozete oturulur bir kaç dakika da orada kestirilir. Yani ben kestiririm. Klozetin duvara yakın olmasının böyle bir etkisi var işte. O, yataktan kalkarken önde olan kafa var ya o kafa, klozete oturunca illede yaslanacak bir yer arıyor ben de duvara yaslıyorum.. Hayır birgün uyuyup kalacağım sonra alacağım başıma belayı ama akıllanmıyorum işte. Neyse, sonra yüz yıkamak için lavaboya gelinir ve en soğuk haliyle su yüze vurulur. Yüz kurulanır ve ne giyeceğim derdine düşmek için gardrobun başına gelinir. Dakikalarca bön bön, sanki bu kıyafetleri ilk kez görüyormuşcasına bakılır. Hayır, zaten hepsi defalarca giyilmiş şeyler ne bakıyorsun ki akşam Hızır uğrayıp da sana son moda kıyafetler getirmedi ya? Dakiklarca öküzcülük oynadıktan sonra iki üç gün önce giyilen kıyafet çıkarılır ve giyilir. Gönül şöyle daha şık süslü püslü giyinmek ister, hatta akşam yatmadan evvel kendi kendine söz verilir, yarın farklı olayım diye ama sabahın uyuşukluğu ve havanın soğukluğu bahane edilir. Giyindikten sonra şu servise bineyim de kaldığım yerden uyumazsam ne olayım denir ama gel görki servise binince hayaller yıkılır. Çünkü servisin en gevezeleri gelmiş ve koyu ve bitip tükenmez sohbetlerine çoktan başlamışlardır bile.. Ne diyeyim.. Ben bu mevsim geçişlerini sevmiyorum işte, sevmiyorum...